İstanbul’da Tarihle Modernizmi Buluşturan İç Mekan Tasarım Fikirleri

Kategoriler:

Hiç düşündünüz mü, İstanbul’daki eski binalar neden böyle büyüleyici? Belki de geçmişin dokusunu iliklerimize kadar hissetmemizden. Ben yıllardır iç mekan tasarımı yaparken şuna çok inandım: Koca bir tarihi, bariz göstermeden iç mekanlara taşımak mümkün. Sadece doğru renklere, malzemelere, hatta bazen bir dokunuşla hissettiren ayrıntılara ihtiyacınız var. Sizce herhangi bir mekana girdiğinizde, o ortamın size geçmişten bir fısıltı sunması insanı etkilemez mi?

Eskiyi Korurken Yeniyi Taşıyan Malzemeler

Bence İstanbul’daki projelerin en heyecan verici kısmı, ardında yüzyılların izini taşıyan bir taş duvar veya tavan işlemeleriyle karşılaşmak. Mesela Galata’da çalıştığım bir butik otel renovasyonu vardı. İş başında, duvarın ardında saklanan tuğlaları çıkarırken, martı sesleriyle birleşen bir çekiç yankısı vardı ortamda. Toz kokusu, taşın soğukluğu, neredeyse zaman makinesiyle eskiye bir yolculuk hissi yaratıyordu. O duvarı orijinal haliyle bırakıp, yanına modern cam bölmeler eklediğimizde mekana apayrı bir soluk geldi. Yani yeninin aydınlığını, eskinin ağırlığıyla harmanlamak aslında büyük ustalık istiyor. Siz ilk bakışta sadece estetik bir detay olarak görebilirsiniz. Ama işin aslı, o duvarın içindeki hayatı, yaşanmışlığı kaldırıp atmak yerine, ona yeni bir hayat vermek.

Malzeme seçimi burada kilit nokta. Masif ahşap gibi doğal yüzeyler, dokunduğunuzda sıcaklığını hemen hissettiriyor. Hiç betonun üzerinde parmaklarınızı gezdirip, o ince pürüzlüğü fark ettiniz mi? Modernin temsilcisi mat yüzeyler, klasik taş veya seramiklerle yan yana konunca, mekanın kimliği bambaşka oluyor. Geçen sene Beşiktaş’ta geleneksel bir apartman dairesinin mutfağında eski fayansları söktükten sonra, yere yumuşak beton uyguladık. Üzerindeki minik çatlaklar, geçmişin izlerini saklamak gibiydi. Fakat zamansız bir görünüm istedik ve yumuşacık keten perdeler, ince demir aydınlatmalar ile ortamı tamamladık. Sonuçta ortaya ne çıkıyor biliyor musunuz? Bir mekan, geçmişle geleceği kucaklıyor. Ve ben her seferinde malzemeleri parmak uçlarımla hissettimde, kararımda yanılmadığımı anladım.

Renk seçimine de ayrı bir parantez açmak isterim. Toprak tonları, koyu lacivertler veya mat griler… Eski yapıların o ağırbaşlı havasını toparlarken, beraberine sıcaklık da getiriyor. Modern mekanlarda bulut gibi uçuk bejler, pastel tonlarda koltuklar ve retro duvar lambaları kullandığımda, herkes ‘burası farklı ama tanıdık bir yer’ demeyi seviyor.

Fonksiyonellik Ve Anlam Arayışı

Neden her yeni mekanın içi steril ve karakterden mahrum olsun ki? İstanbul’un karmaşası içinde insanlar yaşadıkları veya vakit geçirdikleri mekanlardan ruh bekliyor. Şahsen ben ilk kez Kadıköy’de bir antikacıda eski bir vitrin gördüğümde, onun yeniden hayat bulacağı bir ev düşledim. O dolabı koridorun sonunda yerleştirip, içine modern aksesuarlar ve birkaç kitap ekledik. Doğrusu, en çok beğenilen köşe oldu. Birkaç dar merdiven çıkıp da tavan arasında ufak bir okuma alanı oluşturduğum mekanda ise üzerine oturduğum kadife pufun hissi ve camdan süzülen gün ışığı, kullanıcılara bambaşka bir huzur verdi.

Tarih ve modernizmi bir araya getirmenin bir diğer yolu da, fonksiyonelliğe yeni anlamlar yüklemek. Örneğin, Sultanahmet’te eski bir apartmanda kat planı değişikliği yapmak gerekmişti. Tarihi kemerleri bozmadan cam panellerle bölmeler yaratıp, alanı genişletmek harika bir çözüm oldu. İnsanlar artık mekanların içinde serbestçe dolaşabiliyor, alan daha ferah ve aydınlık. Hem tarihi bir ayrıntıyı göz önünde tutuyorsunuz hem günümüz ihtiyaçlarına uyuyorsunuz. Kimi zaman eski bir şöminenin altına modern bir kitaplık ekliyor, kimi zaman bir tavan göbeğine çarpıcı bir spot yerleştiriyorum. Bence böyle ufak dokunuşlar, gözlerinizi birden oraya çekiyor ve o anın içinde geçmişle günümüzün sohbetine şahit oluyorsunuz.

Bir mekanın hafızasını sıfırlamaktansa, ona kendine has bir kimlik kazandırmak en güzeli. Eski yapının çatırdayan ahşap döşemeleri, modern mobilyalardan gelen düz çizgilerle buluştuğunda ortaya bir kontrast çıkıyor. Hem nostalji, hem dinamizm… Hiç dikkat ettiniz mi, kulak kabartıp da duvarın arkasında bir şeylerin anlatıldığını hayal edince, mekanın enerjisi bir anda değişiyor.

Bugüne kadar tasarladığım her iç mekanın bana anlattığı bir hikaye oldu. Siz de yaşadığınız yerde ya da sevdiğiniz bir kafede böyle bir geçmiş-gelecek buluşması yaşadınız mı? Hangi detay, size eski ile yeninin birlikteliğini hissettirdi? Merak ediyorum, paylaşır mısınız?

Yorumlar kapalı