Kadıköy Çarşısından İlham Alarak Oluşan Renk Paletiyle Canlı Odalar Yaratmak
Hiç düşündünüz mü Kadıköy Çarşısı’ndan geçen yoğun ve rengarenk hayatı evlerimize nasıl taşıyabiliriz? İstanbul’da gezip dolaşmayı en sevdiğim yerlerden biri Kadıköy’dür. Her köşe başında ayrı bir hikaye, her dükkanda farklı bir hayat rengi barınır. Bazen sabahın erken saatlerinde, çarşının henüz uykulu olduğu vakitlerde, sandalyelere yeni silinmiş temizlik kokusu siner. Attığınız her adımda bir bakıyorsunuz taze çekilmiş kahve kokusu, bir bakmışsınız incirlerin üstündeki toprak dokusu parmaklarınıza bulaşıyor. Tam da bu atmosferin insanı içine çeken canlılığı bana her zaman ilham verir.
İstanbul’daki ilk oturma odası tasarımı projemi hatırlarım. Müşterilerim samimi ve eşsiz bir enerjiyle evlerini yenilemek istiyor, ancak klasik renklerden sıkıldıklarını söylüyorlardı. O dönemde sık sık Kadıköy taraflarında işim çıkıyordu. Bir gün alışkanlıkla çarşıdan geçerken, köhne bir manavın ışıkta parlayan kırmızı domateslerini, hemen yanında sergilenen mor patlıcanları ve o klasik maviye çalan ahşap kasaları görünce aklımda adeta bir palet belirdi. İç mimarlık dünyasında tonları bir araya getirmek bir matematik işi gibi gözükse de, bence mesele çoğu zaman hislerde bitiyor.
Evinize ilk adım attığınızda sıcaklık önemli. İnsanın içini ısıtan, gülümseten, tıpkı Kadıköy Çarşısı gibi canlı ve hareketli bir atmosfer yaratmayı hedeflerseniz, önce renklerden başlamanızı öneririm. Size soruyorum, hiç çarşıda dükkan dükkan gezinirken üzerinize sinen o canlılığın bir odada da mümkün olabileceğini düşündünüz mü?
Renkler, Malzemeler ve Duyularınızla Bütünleşen Mekanlar
Neden çoğu oturma odası kendini tekrar eden gri ve bej tonlarına hapsolmuş durumda? Oysa Kadıköy Çarşısı’nın renk paleti bence sınırsız bir oyun alanı sunuyor. Düşünsenize, derin bir lacivert ile gökyüzü gibi berrak bir mavi yan yana; el dokuması halılarla canlı yeşil saksı bitkileri arasında zarif bir uyum. Bu uyumu yakalamak için, duvarlarda mat bir kırmızı ya da hardal sarısı kullanmak oldukça cesur bir adım. Ama merak etmeyin, korkulacak bir şey yok!
Bir projede, müşteri için köşede eski, taş dokulu bir duvarı baz alarak bir tasarım yapmıştım. O duvarı zeytuni yeşil ile vurgulamak istedim. Yanına, çarşıda satılan bakır kapların yansımalarına benzer yastıklar ekledik. Üzerine açık ahşap bir sehpa yerleştirdik ki, üzerindeki doku günün ilk ışığında bile elle tutulur gibi görünüyordu. Gerçekten de, insanlar çoğunlukla sadece rengi görür, ama o renklerin üzerindeki dokulara, gölgelerine, yansıttığı sıcaklığa pek dikkat etmezler. Bu detaylar odanın dinamizmini artırıyor.
Şöyle bir gözlerinizi kapayın ve oturma odanızın pencere kenarında mavi bir sandalye hayal edin. Yumuşacık pamuğun verdiği his parmak uçlarınızda, belki fonun ardında eski radyo melodileri hafifçe yankılanıyor. Kenarda bordo bir vazo, rüstik bir tahta rafın üzerinde duran minik narlar aklınıza Kadıköy’ün eski çarşı tezgahlarını getiriyor mu? Bence mekanın hem göze hem de diğer duyulara dokunması önemli.
Renk Paletinizle Özgürleşin ve Evinize Hareket Katın
Bence evinizin renk paletini belirlerken korkusuz olun. Kadıköylü bir esnaf gibi yeni tatlar ve stiller denemekten çekinmeyin. Çarşıdaki değişken ve enerjik atmosfer, oturma odalarını durağan olmaktan çıkarıp misafirlerinizi de şaşırtan bir enerji ile dolduracak. Malzemelerde de bu çeşitliliği sürdürmek çok keyifli. Örneğin kadife dokulu koltuklar, hemen yanında doğal taş bir sarkıt lamba ya da toprak tonlarında el yapımı tabaklar. Kendi atölyemde ahşapla çalışırken çıkan talaşın seslerini, parke döşenirken çivilerin tahtaya gömülüşünü duymak bana hep üretimin içindeymişim gibi hissettiriyor. Bu sesler ve kokular, sonunda ortaya çıkan oda kadar önemli.
Bir başka İstanbul projesinde genç ve enerjik bir çift için odanın bir duvarını yeşilimsi bir tonda boyadık. Epey değişik olmakla birlikte, yanında kullandığımız bakır objeler, bazı köşelerde ortaya çıkan açık sarılar ve yer yer turuncuya çalan dekorlar ile odanın ruhu baştan sona değişti. Misafirleri geldiklerinde hayran kalmış. Onların dönüşleri o kadar samimi ve keyifliydi ki, bence bu işin en güzel kısmı da odadaki değişimi başkalarına hissettirebilmek.
Peki sizce evinizdeki yaşam alanlarını özgür bırakmak, Kadıköy Çarşısı’nın canlılığını mekanınıza taşımak nasıl olurdu? En yakın zamanda çarşıda bir yürüyüşe çıkıp, renklerin iç içe geçtiği o ortamdan bir parça yakalamaya ne dersiniz? Her köşede ilham saklı. Gerisi sadece biraz cesaret ve hayal gücü.
Şimdi merak ediyorum, sizin oturma odanızda hangi renkler hakim ve bir yere gittiğinizde ordaki atmosferi mekanınıza yansıtmak için neler denemek istersiniz? Yorumlarda paylaşmanızı çok isterim.