Eski İstanbul Apartmanını Bitki Bahçesiyle Dönüştüren Yaratıcı İç Mekan Önerileri

Kategoriler:

Hiç düşündünüz mü, bir apartman dairesini içerisinden doğanın ruhu fışkıran bir yaşam alanına çevirmek aslında ne kadar mümkün olabilir? İstanbul’un eski apartmanlarında dolaşırken çoğu zaman yüzyılların yorgunluğunu hissetmemek imkansız. Ama bence tam da bu alanlarda küçük dokunuşlar ve nefes aldıran yeşil köşeler yaratmak, hem eski binalara yeni bir ruh üflemek hem de kendi yaşam kalitemizi yükseltmek için harika bir fırsat sağlıyor.

Geçen yıl Balat’ta bitirmek üzere olduğum bir projede öğleden sonra inşaat tozu içinde koştururken, küçük bir pencereye yaslanıp camın dışında görünen çiçekli bir sardunya balkonuna gözüm takılmıştı. O an, eski İstanbul apartmanlarıyla bitki bahçesinin kusursuz bir uyum yakalayabileceğine kesinlikle inandım. Çünkü şehirde taze oksijenin ne kadar değerli olduğunu hepimiz biliyoruz ve bu değerli unsuru yaşam alanlarımızın kalbine taşımak sandığınızdan çok daha basit olabiliyor.

Doğal Malzemeler ve Bitki Seçimiyle Başlayan Dönüşüm

Neden? Çünkü eski apartmanlarda çoğunlukla tadilat yaparken ilk iş olarak duvarları boyamak veya yer döşemesini değiştirmek gelir akla. Ancak bence esas değişim malzeme ve dokuların birlikte kullanılmasıyla başlıyor. Mesela, ahşap merdiven trabzanlarının hafif pürüzlü dokusu, bitki yapraklarına dokunduğunuzda ellerinizde kalan serinlik ve doğal liflerin hissiyle harika bir uyum yakalayabiliyor. Yenilediğim bir Kadıköy apartman dairesinde, antika bir vestiyerin üzerinden kalın yapraklı salon bitkilerinin aşağıya sarkmasını sağladık. Bu, mekana bir anda farklı bir enerji kattı. Güneş, sabah camdan süzülürken yaprakların üzerinden geçiyor ve o köşede doğal bir oyun başlıyordu adeta.

Pencere önlerinde sardunya, fesleğen veya kaktüs gibi bakımı kolay bitkilere yer açmak birçoğumuzun çocukluğunda rastladığı nostaljik bir alışkanlık gibi. Fakat sizce de yeni nesil bitkilerle bu alışkanlığa çağdaş bir dokunuş getirmek fena olmaz mı? Kendi projelerimde “devetabanı” veya “paşa kılıcı” gibi bir zamanlar anneannelerimizin evinde rastladığımız bitkilerle özdeşleşen türlerin yanına minik kaktüs aileleri, renkli sukulentler de ekliyorum. Onlar, loş bir salonda dahi yaşamını sürdürebilen küçük kahramanlar çünkü.

Eminönü’nde bir apartman girişinde, eski taş duvarların arasına sardığım sarmaşıkların nasıl büyüyüp mekana sahip çıktığına şahit olmuştum. Oradan geçen komşuların “Burada nefes alınıyor sanki” demeleri de unutulmazdı.

Bitki Bahçesi Odağında Yaratıcı Çözümler

Hiç merak ettiniz mi, bir salonda onlarca bitkiyle ferah ve düzenli bir etki yaratmak ne kadar kolay? Kalabalık gibi görünebilen yeşil köşelere farklı yükseklikler ve dokular ekleyince bambaşka bir dünya açılıyor ortaya. Mesela, tavan yüksekliği yeterliyse eski apartmanlarda sıklıkla kaldırımla birbirine bağlanan alanlarda çeşitli çiçek askıları kullanmak, hem zemin alanını boş bırakıyor hem de mekanda yukarıya doğru bir nefes sağlıyor. Ben Galata’da butik bir dairede asma saksı sistemiyle iki metreyi aşkın devetabanını havada adeta yüzer gibi gösterdik. Sabahları gözünüzü göğe çeviriyorsunuz ve üstten sarkan yapraklar size adeta bir şehir ormanı hissi veriyor.

Raf sistemleri de yaratıcılığını konuşturmak isteyenler için vazgeçilmez. Düşünün, mutfağınızda üst üste yerleştirilmiş açık raflardaki küçük kaktüsler, biberiye ve taze nane saksıları, yemeklerinize taptaze lezzet ekliyor. Ayrıca elde edilen o hafif nane kokusunu hiç unutamıyorum, inanın. Benim favorim ise, cam önü pencere kenarına yatay şekilde monte ettiğimiz zarif ahşap raflarda minik çiçekli menekşelere yer vermek oldu. O köşe, kısa sürede hem konukların, hem de ailenin favori fotoğraf alanına dönüştü.

Tasarımın hissettirdiklerini anlatınca; genellikle sessiz bir inşaat gününde bitki yerleştirirken çıplak zemin üzerinde kuş tüyü gibi hafif bir hareketlilik başlıyor. Yaprakların birbirine değmesinden çıkan yumuşak hışırtı, renklerin birbirini tamamlama şekli, arka planda eski ahşap zeminden yayılan hafif reçine kokusu… İşte bu hisler, evinizde yaşanmaya başlıyor. İç mekanlarınız, canlı bir tabloya dönüşüyor.

Bitki duvarları da deneyen biri olarak şunu rahatça söyleyebilirim, eski bir apartmanda yaşayan herkes her zaman dev değişiklikler yapmak zorunda değil. Mevcutta var olan bir duvarı, kolayca uygulanabilen dikey bahçe panelleriyle giydirip aralarına bolca sarmaşık veya minyatür begonya eklemek harikalar yaratıyor. Hem de ekstra bakım gerektirmeden.

Peki, yalnızca estetik kaygı mı? Tabii ki hayır. Bunun yanında, evde yeni bir nefes, huzur ve yaşam alanı açılıyor. Bitkilerle vakit geçirmek, stresinizi azaltıyor ve zihninizi günlük koşuşturmadan uzaklaştırıyor. Yani, apartmanınızda minik bir yeşil köşe oluşturmak sadece dekoratif değil, ruh sağlığı için de faydalı bir adım.

Özetle, eski İstanbul apartmanları ille de kasvetli, karanlık veya tekdüze olmak zorunda değil. Doğru malzeme, içten bir dokunuş ve birkaç saksı bitkisiyle her alanın potansiyeli ortaya çıkıyor. Bence siz de kendi evinizde denemeye başlamalısınız. Peki, siz İstanbul’daki evinizde ya da eski bir apartmanda nasıl bir bitki bahçesi hayal ediyorsunuz? Deneyimlerinizi ve yaratıcı fikirlerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz?

Yanıt yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir