Galata Kule çevresinde küçük dairelerde maksimalist Boğaz esintisi

Kategoriler:

Hiç düşündünüz mü, Galata Kulesi’nin hemen etrafında, tarih ve modern yaşam bu kadar iç içeyken, bir daireyi maksimalist bir Boğaz havasıyla doldurmak nasıl bir şey olurdu? Bugün sizlerle İstanbul’un bu büyülü köşesinde, dar mekânları dönüştürürken öğrendiklerimi ve karşılaştığım ilham verici detayları paylaşmak istiyorum. Kulağımızda tramvayın ziliyle uyanıp kalbimizde boğaz meltemiyle gün bitiyor burada. Galata çevresi, eskiyi ve yeniyi buluşturan, daima heyecanlı bir mekân oluşturuyor.

Maksimalizmin Büyüsü Ve Boğaz Esintisi

Bence herkes küçük dairelerin sadece minimalizmle güzel olacağı yanılgısına düşüyor. Oysa tam tersi! Yeriniz azsa, karakteriniz de daha güçlü yansıyor. Hele Boğaz’ı işin içine kattınız mı, oraya ruh üflüyorsunuz diyebilirim. Yıllar önce bir müşterimin Galata’ya bakan minicik dairesinde, pencere pervazından yeni cila kokusu gelirken, bembeyaz perdelerde dans eden Boğaz’ın mavi tonlarını gördüğümde ne demek istediğimi çok iyi anladım.

Hiç dikkat ettiniz mi, Galata çevresindeki binaların çoğu, duvarların üstündeki eski izlerle yaşıyor? Bir köşe dokunun, bir parça taşın hikâyesini hissediyorsunuz. Ben bu dokuları ortaya çıkarmaktan, üstüne renk ve desenle yeni bir soluk katmaktan büyük keyif alıyorum. Maksimalist yaklaşım aslında tam da bu: Anı biriktiren parçalara yaşam alanınızda daha çok yer açmak, her karışınız, farklı bir hikâyeye açılıyor.

Bir projede, açık tavan kirişlerini tamamen bıraktık ve onları hafif eskitme boyalarla vurguladık. Hafif böcek sesleri arasında, taş duvarlardan süzülen sabah ışığına sarılıyorsunuz. Declutter yerine anı eklemek! Dışarıdan gelen hafif boğaz rüzgarı, taze boyaya karıştığında, mekâna yeni taşınan bir arkadaşınız gibiydi adeta.

Boğaz’ın etkisini hissedebilmek için cam önüne birkaç büyük, kabarık yastık attığımız dersin keyfini unutamam. Kadife kumaşlar, nakışlı örtüler ve eski sandıklardan çıkan dantel peçeteler… Hepsi minik bir dairenin en renkli köşesinde birleşti. Renkler, ahşabın sıcaklığı, denizden gelen tuzlu havanın ağırlığıyla harika karıştı.

Galata’da Küçük Dairelerde Detayla Güçlü Karakter Yaratmak

Neden detaylara bu kadar takılıyorum, sizce? Çünkü küçük evlerde karakter, detayda gizlidir. Galata’nın mozaik geçmişinden ilhamla, ben koltuk kılıflarında eski kilim desenleri, duvarlarda ise mavi-beyaz çini tabaklar kullanmayı çok seviyorum. Her biri aile yadigârı gibi hissettiriyor insana. Kullandığınız bir tespih, köşede duran eski bir semaver ya da kalın dokulu organik pamuk örtüler… Hepsi tıpkı Galata sokaklarının türlü türlü görüntüsü gibi, evinize kişilik kazandırıyor.

Bir proje sırasında, yerdeki parke taşlarını sökmek yerine, aralarına koyu renkli derz ekleyip iyice vurguladık. Ortaya çıkan sonuç gerçekten güzeldi. O ses – taşların birbirine vurduğu minik tıkırtılar – bana çocukluğumu hatırlattı. Kimi zaman, sokağa açılan pencereden yukarı doğru yükselen martı çığlıkları ve alçaktan uçan vapur düdükleriyle birleşiyor bu tıkırtı. İstanbul’un sesi sanki evinize taşınıyor.

Tabii maximalist yaklaşım biraz cesaret gerektiriyor sizce de öyle değil mi? Renkleri birbirine katmak, desenleri özgür bırakmak, hatta geleneksel ile yeni nesil detayları yan yana getirmek… Bu işin anahtarı korkmadan denemek. Mesela bir defasında, minik bir mutfakta klasik mavi-beyaz fayansların arasına turuncu bir motif yerleştirdim ve o enerjiyi başka hiçbir şey veremezdi. Kendi zevklerinizi evinize taşıyınca, her misafiriniz yeni bir detay yakalıyor.

Bir başka anekdot, Galata Kulesi’ne yakın bir stüdyo dairede, incecik ferforje bir balkonda hazırladığımız küçük kırmızı masa ve nane yeşili sandalyelerdi. Sabah kahvelerimiz şehre bakarak içildi. Havada bazen fırından yeni çıkmış simit kokusu dolanıyor, o anlarda İstanbul’un kendine has karmaşası da eve misafir oluyordu.

Bence önemli olan, evinize girdiğinizde her köşede “ben buradayım” diyebilmeniz. Maksimalist dekorasyonun da Boğaz esintisinin de sırrı bu; aynı anda hem doğunun hem batının zarafetini, hem tarihin hem çağdaşlığın izlerini birlikte yaşatmak.

Şimdi siz düşünün; Galata’da ya da bambaşka bir yerde, küçük bir evde hangi detaylar sizi siz yapar? Paylaşmak ister misiniz?

Yorumlar kapalı