Hiç düşündünüz mü, Galata sokaklarında yürürken o tarihi doku, dar arnavut kaldırımı yollar ve rengarenk cephesini güneşe dönen eski binalar nasıl bir evde yaşamak isteğimizi etkiliyor olabilir mi? Benim için yanıt kesinlikle evet. Yıllardır İstanbul’un çeşitli noktalarında, özellikle Beyoğlu’nda yaptığım projelerde hep aynı ilhamı yakalamaya çalıştım. Galata’dan geçen eski tramvayların sesini duymak, mis gibi taze demlenmiş kahve kokusu almak ve hafiften yıpranmış ancak hâlâ dimdik ayakta duran binaların beton kokusu… Bunlar benim tasarım anlayışımı şekillendiriyor. Minimalizme tutkuyla bağlıysanız biraz bohem, biraz nostaljik bu mahallelerden yaratıcı fikirler çıkarmak hiç de zor değil.
Galata’nın Ruhu Evlerinize Nasıl Taşınır
Neden Galata gibi bir semtten ilham almıyoruz, sizce de bu tarihi havayı evimize taşımak hoş olmaz mı? Bir gün sabah erkenden Galata Kulesi yakınlarında yürüyordum. Taş duvarların serinliğini ellerimde hissettim. Yanımdan geçen eski bir kapıdan gelen gıcırtı sesi bana bir iç mekan tasarımının ruhunu taşımanın peşinde olduğumuzu bir kez daha hatırlattı. O günkü yürüyüşümde, sadeliğin gücünü keşfettim. Her şey abartıdan uzak olmalıydı ama özgünlüğünü kaybetmemeliydi.
Mesela bir müşterim vardı, Galata’ya hayrandı ve evinde o atmosferi yaşamak istiyordu. Oturma odasında kullandığım doğal ahşap mobilyalar ve taş dokulu duvarlar ile modern çizgilerin birleşimini denedim. Hani şu Galata’daki binaların pencere kenarlarına oturmuş güvercinlerin sade huzuru var ya, işte aynen onu yansıttım. Minimalizm deyince hep beyaz duvarlar, boş raflar, soğuk odalar geliyor akla. Oysa İstanbul’dan ilham alınca işler bambaşka bir hal alıyor.
Çıplak tuğla duvarlar, eskimiş gibi duran cilalı parke zeminler… Her birinin dokusuna dokunduğunuzda siz de zaman içinde küçük bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Galata’da sabahları dükkanını yeni açan bir antikacıdan çıkan mis gibi eski kitap kokusunu evinize taşıyın desem siz ne düşünürdünüz? Bence minimalist tasarımlar da şehirle bütünleştiğinde sıcacık, samimi ve zamansız oluyor.
Minimalizme İstanbul Katkısı
Hiç düşündünüz mü, sade ev dizaynı illa ki soğuk ve duygusuz mu olmalı? Bence her şehrin bir ruhu, her evin bir karakteri olmalı. Galata sokaklarından topladığım objeleri kullanmayı seviyorum. Geçen yıl restore ettiğimiz küçük bir apartman dairesinde, eski bir dükkan kepenk parçasını duvarda sanat eseri gibi kullandık. Hem anısı vardı hem de atmosferi bütünüyle değiştiriyordu.
Evin her köşesini dikkatlice düşünmek gerekiyor. Özellikle doğal ışığın en iyi şekilde içeri girmesine olanak tanıyan açık renkte tül perdeler, klasik bir Karaköy gün batımı gibi gün sonunda huzur verir insana. Yumuşak dokulu pamuklu koltuklar, sade ama sıcak rengarenk yastık kılıfları… Güzel bir minimalist evde bu küçük detaylar devrim yaratıyor, hiç abartmıyorum.
Bir keresinde, Galata’ya bakan bir teras dairesi tasarlamıştım. Kiremit tonlarında duvar boyasını gerçek tuğlayla harmanladık. Kullandığımız malzemeler arasında eski halat parçalarını dekoratif objeler haline getirdik. Müşterim sabah kahvesini yudumlarken kuş cıvıltılarını ve uzaktan gelen tramvay sesini duyduğunda bana ‘kendimi bir romanın içindeymiş gibi hissediyorum’ demişti. Bence tasarımcı olarak daha güzel bir ödül yoktur.
Bazı kişilere göre sadeleşmek eşyadan kurtulmak anlamına geliyor. Ama İstanbul’un sunduğu çeşitliliği hissederken mekanda da yeni bir denge yaratılmalı. Örneğin seramik bir vazo, Galata’daki bir butik sanat atölyesinden; bir tablo ise sokak ressamından alınabilir. Renklerde ise yumuşak beyaz tonları, kömür grileri ya da mat zeytin yeşili küçük dokunuşlarla evi monotonluktan kurtarıyor.
Malzeme seçimlerine gelince, pürüzlü yüzeyler, doğal taş ve ahşap; parmaklarınızın ucunda hissedebileceğiniz sıcaklık ve samimiyet yaratır. Betonun soğuk yapısı ile yumuşacık bir pamuk halının zıtlığı hoş bir kontrast sunar. Bazen sessizliğin, bazen de Galata’nın canlı sokak melodilerinin evinizde yankılandığını hissedersiniz. Şu tozlu duvarları kazırken çıkan o çatırdayan sesler… işte asıl orijinallik burada başlıyor bana kalırsa.
Bir eve Galata ruhu katmak istiyorsanız az ve öz seçimler yapın. Her eşyanın bir hatırası, anlattığı bir hikaye olsun. Raflarınızda ya da duvarınızda eski bir kilit, küçücük bir sürahi veya elde yazılmış bir mektup… Bu objeler modern sadeliğin içinde geçmişten bir fısıltı gibi yükseliyor. Benim önerim, eşyaları seçerken onları elinize alın, dokusunu inceleyin ve sizi iyi hissettirenleri kullanın. Çünkü mekan gerçekten dokunabildiğinizde size ait olur.
İstanbul’un o karmaşık ve büyüleyici karakterini sade bir evde yaşatmayı siz de ister miydiniz? Minimalist bir çizgide, bolca özgünlük ve biraz da şehir nostaljisiyle kurulan bu evlerde her gün yeni bir Galata sabahına uyanmak bambaşka bir duygu. Sizce de küçük bir iç mimari dokunuş, yaşadığınız alanı tamamen değiştirmez mi? Peki ya sizin evinizde hangi semtin ruhu var, paylaşmak ister misiniz?